Isletim sisteminiz Flash Ögeleri Desteklemiyor.
Yüklemek için tiklayiniz.

   
Ana Menü
Reiki Hakkında
Çalışmalar
EFT
Sizden Gelenler
Sevgili Serap, Ve Gittik kitabını 2 günde bitirdim,ama size ancak ulaşabiliyorum..(görüşme imkanımız ...
62 Yas - İstanbul
konyada önericeğiniz reiki öğreticileri varmı teşekkür ederim ...
26 Yas - Konya
Bu dolunay ihtiyacımız olmayanları bırakarak, "yolu bulunmayan yerde dolaşmak" için güzel bir fırsa ...
39 Yas - İstanbul
Coelho'nun güzel hikayesi için çok teşekkürler! Bırakmanın özgürlüğünü hatırlattığı için... Sevgiyl ...
39 Yas - İstanbul
Serapcım sitenden çok etkilendim..gerçekten mükemmel hele bugünlerde çok ihtiyacım olan yüksek manev ...
55 Yas - İstanbul
takip ediyorum sizi teşekkürler ...
30 Yas - İstanbul
Namaste, Öncelikle varlığınız için teşekkürler, ve güzel bilgi birikimlerinizi de bu özenle uğraşıl ...
30 Yas - İstanbul
''İçinizdeki dikeni çıkarmak ''yazısını çok beğendim, Farkındalığımın artmasına rehberlik ettiğiniz ...
Yas - Bursa
eski olumlamalar kisminda gun gun yazilan olumlamalardan konu konu olan olumlamalardan dilediklerimi ...
37 Yas - İstanbul
Serapcım iyiki yazıyorsun bende sayende tekrar yaşıyorum ...
50 Yas - İstanbul
olanla algilanan ayni sey degildir ...
49 Yas - Bursa
Seçme Gücü adlı yazınıza Yasak Meyve İki Aylık Şiir Dergisi'nin yalan konulu dosyasında 63. sayfada ...
27 Yas - İstanbul
İyi yolculuklar Serap sevgiyle git ve öylede gel.Kalbim seninle ...
54 Yas - İstanbul
Sevgili Serap Hanım Yolunuz açık olsun.Her gününüz su gibi duru ve aydınlık geçsin.Çktığınız yolculu ...
Yas - İstanbul
Sevgili Serap Hanım, 'Kısa Veda' yazınızı bir harikaydı, yüreğinize ve ellerinize sağlık. Hayallerin ...
28 Yas - İstanbul
Çok değerli Can dostum, yol arkadaşım Serap, Kısa bir süreliğine veda derken aslında ne harika şeyle ...
Yas - İstanbul
siteniz de çok güzel bilgiler var yüreğinize sağlık ...
39 Yas - İstanbul
Tavsiyeniz üzerine hemen bir adet "Pusula " adlı kitaptan edindim ve bir solukta bitirdim..gerçekten ...
34 Yas - İstanbul
Bu pazar saat 22:00 de bir enerji gönderimi olacaktı die hatırlıyorum? Dogrumudur? ...
27 Yas - Antalya
Bir şeyleri yapma deyip olumsuzlamak yerine yapıllması istenen şeyi vurgulamanın daha işlevsel olduğ ...
23 Yas - Ankara
Reiki’yi şifa yöntemi olarak kullanabilmemin yanı sıra ruhsal uyanışımıza da ne denli büyük bir etki ...
Yas - İstanbul
bana neler katacak,hayatımda neler değişecek doğrusu merak ediyorum. ...
44 Yas - İstanbul
yansımaların paylaşılması..yansıyan duyguların güzelliği ve yaşama sevince olan olumlu katkılara ara ...
51 Yas - İzmir
sizleri tanıdığım için çok mutluyum, mükemel bir gün geçirdim ve çok güzel şeyler öğrendimm teşekkür ...
25 Yas - İstanbul
tesekkur ederim :) ...
20 Yas - Yurtdışı
evet çok dinlendirici bir müzik. kimin müziği, ne olduğunu ben de merak ettim ? ...
28 Yas - İstanbul
merhabalar, sık kullanımlara bir şekilde eklemiş olduğum sayfanızı az önce bakayım neler varmış iyer ...
53 Yas - İzmir
FAERKINDALIK EVI YASAMIMA SIMDININ GUCU CALISMASIYLA SOYLESILERI ILE VE MIUZIGI ILE FARKINDALIK KAT ...
50 Yas - İzmir
merhaba çok güzel bir site olmuş şimdinin gücü eski çalışmalarına nasıl ulaşabilirim yardımcı olurs ...
52 Yas - İstanbul
SİZİ SEVİYORUM VE TAKİP EDİYORUM. SAYFADA ÇALAN MÜZİĞİNİZİ ÇOK BEĞENDİM. NEDİR? ALMAK İSTİYORUM. ÇOK ...
45 Yas - İstanbul
Sevgili Serap ve Didem, harika bir iş başarmışsınız tebrikler ...
52 Yas - İstanbul
Güzel insanlar Didem ve Serap, Bu güzel site şimdi gerekli olduğunda burada sizleri seviyor ve teşek ...
33 Yas - İstanbul
Hayata dahil olmak isteyenlerin size ulaşması gerek...daha çok yaşayalım ve yazalım ...sevgiyle.... ...
46 Yas - İstanbul
EZGI SORMAN SOYLESI ICIN COK TESEKKURLER COK DEGERLI BIR PAYLASIM....1. BOLUMUNE ULASAMADIM... NASIL ...
50 Yas - İzmir
slm ben bu olumaalara nereden başlamalıyım bıttı dıyorsunuz bana yardımcı olurmuusn burda gungun yaz ...
36 Yas - İstanbul
ben cesim sizinle tanışmak istiyorum ...
Yas - İstanbul
slm olumları yazmak ıstıyorum fakat hızlı geçıyor yardımcı olursanı yada bu olumlamaların yazdıgı bı ...
38 Yas - İstanbul
DÜNKÜ HUZUR MEDİTASYONUNUZU KAÇIRDIM. YOLLAYABİLİRMİSİNİZ? SEVGİLER ...
45 Yas - İstanbul
siteniz çok güzel.hergün takip ediyorum çalışmalardan yaralanıyorum .teşekkürler ...
51 Yas - Manisa
Merhabalar :)) Olumlamalarınızı takip ediyor ve uyguluyorum ancak bazen olumlamalarınızda olumsuz cü ...
38 Yas - İstanbul
Ben bir yagmur damlasiyim yeryuzune dusunce gidecek bir yer aradim once bir cay buldum aradigim bu o ...
39 Yas - Ankara
Didem'cim, başarılarınızın devamını dilerim. Sevgiler ...
35 Yas - İstanbul
huzur ve güven verici insanlığa büyük katkı teşekürler ...
30 Yas - İstanbul
Tebrikler !! Cok yararlı ve keyifli bir site olmus.... Basarılarınızın devamını dilerim.. ...
37 Yas - İstanbul
hayırlı olsun ...sevgiyle ,şefkatle hep beraber bu yolda yürüyoruz.Hepimizin yolu açık olsun.Hep ber ...
Yas - İstanbul
Şükran duygusu içinde yaşamak insanın yaşamını gerçekten çok olumlu etkiliyor. Sahip olduğumuz güzel ...
23 Yas - İstanbul
Çok güzel bir site olmuş. Ellerinize sağlık. Motivasyonumu en üstte tutmak için her gün ziyaret edec ...
43 Yas - İstanbul
Yazılarınız beni çok etkiledi. Sanki içimde var olan ancak farkında olmadığım duygular açığa çıktı. ...
29 Yas - Antalya
Çok güzel bir site olmuşl.Tebrikler ...
32 Yas - İstanbul
BEŞİNCİ ANLAŞMA

 

BİRİNCİ ANLAŞMA

 

KULLANDIĞINIZ SÖZCÜKLERİ ÖZENLE SEÇİN

1.   Bölüm

 

Binlerce yıl boyunca insanlar evreni, doğayı ve esas olarak da insanın doğasını anlamaya çalışmışlardır. Dünya denen bu güzel gezegende var olan farklı kültür ve coğrafyalarda insanları eylem içinde gözlemlemek hayret verici bir şey. Anlamak için büyük gayret gösterirken, insan ayni zamanda pek çok varsayımda bulunur. Bizler, gerçeği çarpıtıp inanılmaz hikayeler uydururuz, felsefi ekoller ve şaşırtıcı dinler yaratırız. Kendimiz dahil, her konuyla ilgili batıl inanç ve öyküler üretiriz. Ve mesele tam da budur. Onları biz yaratırız.

 

Öğrendiğimiz kelimeler ile , doğuştan sahip olduğumuz yaratma gücünü birleştirip sürekli hikayeler yaratırız. Çevremizde sayısız olay cereyan ederken, tüm bu olayları bir hikayede birleştirme yetisine sahibiz. Her birimizin paylaştığı bir öykü, kendimize, çevremize verdiğimiz bir mesaj vardır.

 

Nedir bu mesaj? Mesaj hayatınızdır. O mesajla önce kendi hikayenizi sonra da algıladığınız her şeye dair bir hikaye yaratırsınız. Zihninizde bir sanal gerçeklik kurar ve o gerçeğin içinde yaşarsınız. Düşünmeniz, kendi dilinizdedir; zihninizde sizin için birer anlam taşıyan o sembolleri tekrarlarsınız. Kendinize verdiğiniz bir mesaj vardır ve sizin gerçeğiniz odur, buna inanırsınız.

 

Sizin hikayeniz, hakkınızda bildiklerinizin toplamıdır. Bunu söylerken ‘bilgi’ olan size hitap ediyorum; ‘insan’ olan gerçek ‘size’ değil, inandığınız siz kimliğine. Fiziksel insan olarak siz gerçeksiniz, bilgi olan siz ise gerçek değil sanal. Bilgi olan siz, kafanızda işittiğiniz seslerden, sevdiklerinizin kanaatlerinden, sevmediklerinizin, tanıdıklarınızın ve hiçbir zaman tanışmayacaklarınızın görüşlerinden oluşur.

 

Kimdir kafanızda konuşup duran? Siz, bunun kendiniz olduğunu varsayarsınız. Konuşan sizseniz, dinleyen kim? Kafanızın içinde konuşan, size ne olduğunu söyleyen, bilgiden ibaret olan sizdir, insan siz ise dinleyensiniz. İnsan siz, bilginiz olmadan önce de vardınız. Tüm o sembolleri anlamadan, konuşmayı öğrenmeden önce vardınız ve tamamıyla özgürdünüz Olmadığınız biri gibi davranmıyordunuz. Güven ve sevginiz tamdı. Gerçek benliğinizde olmakta özgürdünüz çünkü diğerlerinin tüm o görüş ve hikayeleri henüz kafanıza girmemişti.

 

Zihniniz bilgi dolu ama onu nasıl kullanıyorsunuz? Kendinizi tanımlamak için hangi sözcükleri kullanıyorsunuz? Aynaya bakınca gördüğünüzden hoşlanıyor musunuz yoksa bedeninizi yargılayıp kendinize olumsuz şeyler mi söylüyorsunuz? Fazla kısa boylu, fazla şişman ya da zayıf olduğunuz gerçekten doğru mu? Güzel olmadığınız gerçek mi? Tam, olduğunuz gibi mükemmel olmadığınız gerçekten doğru mu?

 

Hakkınızda verdiğiniz tüm hükümleri görebiliyor musunuz? Her hüküm yalnızca bir kanıdır; yalnızca doğduğunuzda orada olmayan bir görüş. Hakkınızdaki düşünceleriniz, kendinize dair inandığınız her şeyin nedeni öğrendiklerinizdir. Bunları önce aile sonra toplumdan öğrendiniz. Size ‘bir beden nasıl olmalı’ imgeleri gönderdiler. Nasıl olmanız gerektiği ile ilgili tüm o fikirleri beyan ettiler. Verilen mesajların çoğunu kabul ettiniz. Şimdi kendinizle ilgili bir fikre sahipsiniz. Peki gerçek bu mu?

 

Mesele bilgide değil bilginin doğruluğundadır. Kafanızda konuşan sesin her söylediği gerçek midir? İyi insan olmadığınız doğru mudur? Mutluluğu hak etmediğiniz doğru mudur? Suçlu olduğunuz doğru mudur? Bir ağacın yalnızca ağaç olduğunu hatırlar mısınız? Dil öğrendiğinizde ağacı yorumlar, onu bildiklerinize göre yargılarsınız. Güzel, çirkin korkunç, harika olması işte o zamandır. Ayni şeyi kendinize de yaparsınız. İyi, kötü, suçlu, deli, güzel, çirkin böyle olunur. Ne olduğunuza inanırsanız o olmuşsunuzdur. O halde ilk soru: Ne olduğunuza inanıyorsunuz???

 

Bugün bunu bir düşünün. İkinci bölümde buluşmak üzere…

 

Sevgiyle kalın

 

BİRİNCİ ANLAŞMA

 

KULLANDIĞINIZ SÖZCÜKLERİ ÖZENLE SEÇİN

2.   Bölüm

 

Farkındalığınızı kullanırsanız inandığınız her şeyi görür, böylelikle hayatınızı kurtarırsınız. Yaşamınız tamamen öğrendiğiniz inanç sisteminin yönetimindedir. Her neye inanıyorsanız, yaşadığınız hikayeyi o yaratır, her neye inanıyorsanız yaşadığınız duyguları o yaratır. Gerçekten inandığınız neyse , o olduğunuza inanırsınız ama o imge tamamen yanlıştır. Siz o değilsiniz.

 

Gerçek siz benzersiz ve tüm bildiklerinizin ötesindedir çünkü o hakikattir. İnsan olan siz, gerçeksiniz. Bedensel varlığınız gerçektir, kendinizle ilgili inandıklarınız değil. Eğer kendinizle ilgili daha iyi bir hikaye yaratmak istemiyorsanız, bu pek de önemli değildir. Gerçek ya da kurgu, yarattığınız hikaye bir sanat eseridir. Harika, şahane ama yalnızca bir hikaye…

 

Siz bu hikayeyi yaratan sanatçı olduğunuza göre, kelimeler fırçanız, hayat ise tuvalinizdir. Ne çizmek isterseniz çizersiniz; hatta başka bir sanatçının eserini de kopya edebilirsiniz; ancak kendinizi nasıl görüyorsanız, fırçanızla da onu ifade edersiniz. Yaptığınız, hayatınızın resmidir ve nasıl göründüğü sözü kullanışınıza bağlıdır. Bunu anladığınızda, sözün yaratılışın güçlü bir aracı olduğunu görebilirsiniz. O aracı bilinçle, farkındalıkla kullandığınızda, sözlerle tarih yazabilirsiniz. Ne tarihi? Elbette hayatınızın tarihi, sizin hikayeniz…

 

Sözcükler sizin yaratma gücünüz ve bu güç birden fazla yönde kullanılabilir. Bir yön, sözün harika bir hikayeyi, bu dünyadaki kişisel cennetinizi yarattığı kusursuzluktur. Diğer yön ise, sözün çevrenizde ne varsa yıkarak kişisel cehenneminizi yarattığı onun kötüye kullanımıdır.

Evet, kendinize anlattığınız bir hikaye var…acaba doğru mu? Yarattığınız hikaye de sözü kendinizi eleştiren ve yargılayan biçimde kullanıyorsanız, o zaman onu kendinize karşı kullanmış olursunuz ve söz doğruluktan çıkar. Sözünüz özenli olduğunda, kendinize “Ben yaşlıyım, ben çirkinim, şişmanım. Yeterince başarılı değilim, güçlü değilim demezsiniz. Bilgiyi kendi aleyhinize kullanmazsınız, yani bilgi sesinizin sözü sizi yargılamak, suçlu bulmak ve cezalandırmakta kullanılmayacaktır. Zihniniz o denli güçlüdür ki yarattığınız hikayeyi algılar. Eğer yarattığınız öz-yargı ise, kabustan başka bir şey olmayan içsel çatışma yaratmışsınızdır.

 

Mutluluğunuz size bağlıdır ve sözü nasıl kullandığınızla ilintilidir. Eğer birine kızıp ona duygusal zehir yollamakta sözü kullanıyorsanız, dışarıdan sözü sanki ona sarf etmişsiniz gibi görünse de, aslında kendinize karşı kullanmış olursunuz. Bu eylem benzer bir tepki yaratacak ve o kişi size karşı olacaktır. Eğer birine hakaret ederseniz, yanıt olarak size zarar bile verebilir.

 

Kullandığın sözcükleri özenle seç, aslında sözün gücünü asla kendine karşı kullanma demektir. Sözünüz özenliyse, asla kendinize ihanet etmezsiniz. Kelimeleri asla, kendiniz hakkında dedikodu yapmak veya başkalarını çekiştirerek duygusal zehir yaymakta kullanmazsınız.

İnsan topluluklarında iletişimin başlıca şekli dedikodudur ve bunu anlaşma yoluyla öğreniriz. Çocukken, büyüklerin dedikodularını işitir, başkalarıyla, hatta hiç tanımadıklarıyla ilgili fikir beyan ettiklerini duyarız. Ama artık görüşlerinin gerçek olmadığının farkında olmalısınız. Sadece bakış açısıdır onlar. Şimdi sözü doğru kullandığınızda yaratabileceğiniz kendi hayat hikayenizi düşünün. Sözü kendiniz için gerçek sevgi yönünde kullanacaksınız. Böylece kalbinizin sevgi dolu olmasını sağlayacaksınız ve dünyaya da sevgi yollayacaksınız. Mutluluğunuz varlığınızdaki sevgiden başka bir şey olmayacak.

 

Hayatınızı, kişisel cennetiniz haline dönüştürmek istiyorsanız; kullandığınız sözcükler kusursuz ve sevgi dolu olsun…

 

İKİNCİ ANLAŞMA

Hiçbir şeyi kişisel algılamayın

 

 

Doğduğumuzda, zihnimizde hiçbir sembol bulunmaz. Ancak beynimiz ve gözlerimizle ışıktan gelen imgeleri yakalarız. Beynimizin ışığa tepkisi, zihnimizdeki sonsuz ışık oyunlarının imgeleridir. Rüya görürüz. Beyin uyanıkken, nesneleri doğrudan algılamamıza yol açan maddi bir çerçeve vardır, beyin uyurken bu çerçeve olmadığından rüyalar sürekli değişme eğilimindedir. Beyin uyanık haldeyken bile sürekli değişen gündüz düşleri görmeye yatkınızdır çünkü hayal gücü öylesine güçlüdür ki bizi sürekli bir çok yere götürür.

 

Bir aynaya baktığınızı hayal edin. Aynanın içinde bir dünya nesne var ama siz gördüklerinizin asıllarının yansıması olduğunu biliyorsunuz. Gerçek gibi görünüyor. Hakikat gibi görünüyor ama ne gerçek ne hakikat. Aynanın içinde ki nesnelere dokunmaya kalkarsanız ancak aynanın yüzeyine dokunursunuz.

Aynada gördükleriniz, gerçekliğin yalnızca bir imgesi, yani sanal gerçek; bir düş. Ve bu insanların uyanık beyinle gördüklerinin aynısı. Neden? Çünkü aynada gördükleriniz, gözünüzün ve beyninizin kavrama yeteneği sayesinde yarattığınız gerçeğin bir kopyası. O, zihninizde kurduğunuz dünyanın bir imgesi, yani kendi beyninizin gerçeği algıladığı şekil. Bir köpeğin aynı aynada görecekleri, o köpeğin beyninin gerçeği algıladığı şeyler. Bir kartalın aynı aynada görecekleri, kartalın beyninin gerçeği algıladığı şekilde ve sizinkinden farklı.

 

Şimdi de ayna yerine gözlerinizin içine baktığınızı hayal edin. Gözleriniz çevredeki milyonlarca nesneden yansıyan ışığı algılamakta. Güneşin tüm dünyada ki nesnelere yolladığı ışığı her nesne yansıtıyor. Tüm bu nesneleri gördüğünüzü sanıyor, aslında yansıyan ışığı görüyorsunuz.

Algıladığınız ne varsa gerçek olanın yansıması, tıpkı aynadaki gibi, ancak önemli bir farkla; aynanın arkasında hiçbir şey yok ama sizin gözlerinizin arkasında her şeye bir anlam vermeye çalışan beyniniz var. Beyniniz algıladığınız her şeyi zihninize programladığınız tüm bilgiye göre yorumluyor. Algıladığınız ne varsa, hepsi sizin inanç sisteminizden filtre ediliyor. Ve algıladığınız her şeyi inandıklarınızın tümünü kullanarak yorumlamanın sonucu, sizin kişisel rüyanız oluşuyor.

 

Bu durumda insanlar için algıladıklarını çarpıtmanın ne kadar kolay olduğunu görüyorsunuz. Işık gerçek olanın mükemmel bir imgesini oluşturur ancak biz o imgeyi öğrendiğimiz tüm o sembol ve kanılarla bir hikaye yaratarak çarpıtırız.

 

Pek çok usta, her zihin bir alemdir demiş, doğru söylemiş. Dışarıda gördüğümüzü sandığımız dünya aslında içimizdedir. Zihnimizin sürekli düş gördüğünün farkında değilsek, kişisel rüyamızda ki çarpıtmalar için, bize hayatta acı veren şeyler için dışımızda kalan her şeyi ve herkesi suçlamak çok kolaydır. Bizler, yarattığımız bir düşte yaşadığımızın bilincinde olunca, evrilme yolunda dev bir adım atmış oluyoruz, çünkü artık yaratılışımızın sorumluluğunu alabiliriz.

 

Hayat hikayenizin düşünü gören kim? Sizsiniz. Eğer hayatınızdan, kendinize dair inançlarınızdan hoşlanmıyorsanız, onları değiştirebilecek tek insan sizsiniz. O sizin dünyanız. O zaman her anın tadını çıkarmaya devam edin. Eğer rüyanız kabusa dönüşmüşse, dram ve ıstırap varsa ve yaratılandan zevk almıyorsanız, değiştirebilirsiniz. Bu dünyada farklı bakış açıları olan milyonlarca farklı hayalcinin yazdığı, milyonlarca kitap olduğunun eminim farkındasınız. Sizin hikayeniz en az o kitaplar kadar, hatta daha ilginç çünkü sürekli değişim içinde. On yaşındayken gördüğünüz düş ile on beş, yirmi, otuz, kırk yaşlarında gördüğünüz düş çok farklı.

 

Bugünkü rüyanızdaki hikaye dünkü, hatta yarım saat öncesindekinden farklı. Hikayenizden her söz edişinizde, kiminle konuştuğunuza, o anki fiziksel ve duygusal halinize, o zamanki inançlarınıza bağlı olarak değişir. Ayni hikayeyi anlatmaya çalışsanız dahi hikayeniz hep değişmektedir. Belli bir noktada onun bir hikayeden başka bir şey olmadığını öğrenirsiniz. O paylaşılan bir düştür. İnsanlığın ortak rüyası, gezegenimizin rüyası, siz doğmadan vardı. Kendi hikayenizi yaratmayı böyle öğrendiniz…

 

 

  İKİNCİ ANLAŞMA devam

Hiçbir şeyi kişisel algılamayın

 

 

Birlikte bir düş yaratmak için, onun düş olduğunu bile bile, gelin hayal gücümüzün potansiyelini kullanalım. Yüzlerce sinema salonu bulunan dev bir alışveriş merkezinde olduğunuzu hayal edin. Ne oynadığını görmek için etrafa bakınıyorsunuz ve içinde adınızın bulunduğu bir film fark ediyorsunuz. İnanılmaz! Sinema salonuna giriyorsunuz, bir kişi dışında salon bomboş. Sesszice, bölmemeye özen göstererek, sizi fark bile etmeyip tüm dikkatini filme vermiş olan o seyircinin yanına oturuyorsunuz.

 

Ekrana bakıyorsunuz, o ne, sürpriz! Filmdeki tüm karakterleri tanıyorsunuz; anneniz, babanız, kardeşleriniz, çocuklarınız, arkadaşlarınız. Sonra filmde başrol oyuncusunu görüyorsunuz; a. Bu sizsiniz! Filmin yıldızı sizsiniz ve bu sizin hikayeniz. Şu yanınızda oturan seyirci de, filmdeki oyununu izleyen sizsiniz. Başkarakter, elbette tıpkı tam sizin kendinizi gördüğünüz gibi, diğer karakterlerde öyle çünkü sizin hikayenizi bilen de sizsiniz. Bir süre sonra tanık olduğunuz şeyler fazla üzerinize gelir gibi oluyor ve başka bir filme gitmeye karar veriyorsunuz.

 

Bu sinemada da sadece bir seyirci var, o da yanına oturduğunuzu fark etmiyor bile. Filmi izlemeye başlıyorsunuz ve yine tüm karakterler tanıdık ama şimdi siz ikinci derecede bir roldesiniz. Bu, annenizin hayat hikayesi, tüm dikkatiyle filmi izleyen de o. Sonra annenizin sizin filminizdeki anne karakteriyle aynı olmadığını görüyorsunuz. Onun kendisini yansıtma biçimi, kendi filminde tamamen faklı. Anneniz, herkesin algılamasını istediği şekilde yansıtıyor kendisini. Siz bunun sahici olmadığını biliyorsunuz. Rol yapıyor o. Ama sonra bunun  onun kendisini algılama biçimi olduğunu fark etmeniz, size bir tür şok oluyor.

 

Derken, sizin çehrenizi taşıyan kişinin sizin filminizdeki insan olmadığını görüyorsunuz. Kendi kendinize “A, bu ben değilim!” diyorsunuz ama şimdi annenizin sizi nasıl algıladığını, sizinle ilgili inançlarını görebiliyorsunuz ve bunların kendinize dair inançlarınızla alakası yok! Sonra, babanızın karakterini, annenizin onu algıladığı şekliyle görüyorsunuz, onun da sizin algıladığınız babayla ilgisi yok, tamamen çarpıtılmış, tıpkı annenizin tüm diğer karakterleri algılaması gibi. Bir de annenizin sevgilinizi algılama biçimini görünce, azıcık içerliyorsunuz. “Bu ne cüret!” diyerek salondan çıkıyorsunuz.

 

Bir sonraki sinema salonunda ise sevdiğiniz insanın hikayesi oynuyor. Şimdi de sevgilinizin sizi algılama biçimini görebilirsiniz ve bu karakter sizin ve annenizin filmlerinde oynayanlardan tamamen farklı. Sevdiğiniz insanın çocuklarınızı, ailenizi, arkadaşlarınızı algılama biçimini görebiliyorsunuz. Sevgilinizin kendisini yansıttığı hali sizin sevgiliyi algıladığınız hal hiç değil. Sonra o filmden de çıkmaya karar veriyorsunuz ve çocuklarınızın filmine gidiyorsunuz. Çocuklarınızın sizi nasıl gördüğüne inanamıyorsunuz. Sonra kardeşlerinizin, arkadaşlarınızın filmlerini izliyorsunuz ve herkesin kendi filminde karakterleri çarpıttığını görüyorsunuz.

 

Tüm bu filmleri izledikten sonra kendi filminizi izlemek üzere ilk sinema salonuna dönmeye karar veriyorsunuz. Kendi filminizde oynayan size bakıp, artık hiçbir şeye inanmıyorsunuz; kendi hikayenize bile inanmıyorsunuz çünkü onun bir hikayeden ibaret olduğunu anlıyorsunuz. Artık tüm hayatınız boyunca oynadığınız o rolün aslında boş olduğunu çünkü hiç kimsenin sizi algılamak istediğiniz biçimde algılamadığını fark ediyorsunuz. Çevrenizdekilerin sizin filminizde olup biten tüm dramların farkında bile olmadıklarını görebiliyorsunuz. Besbelli herkesin dikkati kendi filmine odaklanmış durumda. Kendi sinema salonlarında, yanı başlarına oturduğunuzu görmemişler bile! Karakterlerin tüm dikkati kendi filmlerine yoğunlaşmış ve yaşadıkları tek hakikat o. Dikkatleri kendi yaratılarına öylesine takılmış ki, filmi izleyen kendi varlıklarının bile farkında değiller.

 

O anda sizin için her şey değişiyor. Hiçbir şey eskisi gibi değil çünkü artık olup biteni anlamış durumdasınız. İnsanlar kendi dünyalarında, kendi filmlerinde, kendi hikayelerinde yaşarlar. Tüm inançlarının yaratımını o hikayeye yapmışlardır ve o hikaye onlara göre gerçektir. Ancak göreceli bir gerçektir çünkü size göre gerçek o değildir. Şimdi sizinle ilgili tüm görüşlerin sizin değil, onların filmindeki karaktere dair olduğunu görebilirsiniz. Sizin adınıza yargıladıkları, kendi yaratmış oldukları bir karakterdir. İnsanların hakkınızda düşündükleri ne varsa, aslında onlardaki siz imgesi üzerine kuruludur; o imge siz değilsiniz.

 

Bu noktada, en sevdiklerinizin aslında sizi tanımadıkları ve sizin de onları tanımadığınız açıktır. Onlara dair tek bildiğiniz, onlarla ilgili inançlarınız. Sadece onlar için yarattığınız imgeyi tanıyorsunuz ve o imgenin gerçek insanlarla alakası yok. Ana babanızı, eşinizi, çocuklarınızı çok iyi tanıdığınızı sanıyordunuz. Gerçek o ki, onların yaşamlarında olup bitenlerden, ne düşündüklerinden, ne hissettiklerinden, hayallerinden bihabersiniz. Daha da şaşırtıcı olan, kendinizi tanıdığınızı sanmış olmanız! O zaman kendiniz bile tanımadığınız sonucuna varıyorsunuz. Öyle uzun zamandır rol yapıyorsunuz ki, olmadığınız biriymiş gibi davranmanın ustası olmuşsunuz.

 

Bu farkındalıkla, “Sevdiğim insan beni anlamıyor, kimse beni anlamıyor” demenin saçmalığını anlıyorsunuz. Tabii anlamazlar. Siz bile kendinizi anlamıyorsunuz ki. Kişiliğiniz bir andan diğerine, oynadığınız role göre, hikayenizdeki yardımcı rol karakterlerine göre, o an kurduğunuz hayallere göre değişiyor. Evde belli bir kişiliğiniz var. İşte ki kişiliğiniz tamamen farklı. Kadın arkadaşlarınızla bir türlüsünüz, erkek arkadaşlarınızla başka türlü. Oysa tüm yaşantınız boyunca başkalarının sizi gayet iyi tanıdığını varsaydınız ve onlar beklentilerinize göre davranmadıklarında, bunu kişisel algılayıp kızgınlıkla tepki verdiniz ve sözü yok yere bir sürü dram ve uyuşmazlık yaratmakta kullandınız.

 

Şimdi insanlar arasında neden bunca uyuşmazlık olduğunu anlamak daha kolay. Dünya kendi düşünü gören, başkalarının kendi alemlerinde, kendi hayalleriyle yaşadığının farkında olmayan milyonlarca insanla dolu. Başkarakterin bakış açısından ki, bu onun yegane bakış açısı, her şey onunla ilgili. Yardımcı karakterler onun bakış açısına uymayan bir şey söylediklerinde, kızarak konumunu savunmaya kalkışır. Yardımcı karakterlerin kendi istediği gibi olmasını arzu eder, eğer değillerse çok kırılır. Her şeyi kişisel algılar. Bunu idrak edince, çözümü de anlamanız mümkün; çözüm son derece basit ve mantıklı. Hiçbir şeyi kişisel algılamayın…

 

Artık başkalarının bakış açısını kendinize dert etmenize gerek kalmadı. Bir kez başkalarının söylediklerinin ve yaptıklarının sizin ile ilgisi olmadığını görebildiğinizde, kimin hakkınızda dedikodu yaptığı, kimin sizi suçladığı, kimin dışladığı önemini kaybeder. Dedikodular sizi etkilemez olur.

Hiçbir şeyi kişisel algılamamak, kendi türünüzle insan insana etkileşiminizde nefis bir araçtır. Ayrıca bireysel özgürlüğe alınmış bir bilettir de çünkü artık hayatınızı başkalarının fikirlerine göre yönetmek zorunda değilsinizdir. Bu insanı gerçekten özgür kılar! Sizin hikayenizle ilgilenecek tek kişi, sadece sizsiniz. Bu farkındalık her şeyi değiştirir. Kendini tanıma ustalığında ilk adım gerçeğin bilincinde olmak olduğundan aklınızdan çıkarmayın ki şu an yaptığınız tam da budur. Gerçek size hatırlatılıyor.

 

Tüm insanların kendi alemlerinde, kendi filmlerinde, kendi düşlerinde yaşadıklarını bir kez anladığınızda, ikinci anlaşma saf sağduyudur; Hiçbir şeyi kişisel algılamayın

Diğer Linkler
 
Bookmark and Share
web tasarım bosphorusmedia